Ana Sayfa Konuk Yazarlarımız 19 Haziran 2021 393 Görüntüleme

AYSUN KAÇAR / Babam…

Baba!

her yılbaşında sana söyleyecek bir tek sözüm var:

Seni ne kadar çok seversem

o kadar

çok olsun ömründen geçen yıllar…

Baba!

Babam, ağabeyim, kardeşim,arkadaşım!

Ne zulüm, ne ölüm, ne korku başımı eğemez!

Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım.

Nazım Hikmet RAN, babalarımızın kıymetini bu dizelerinde, bu kadar güzel dile getirmişken ne söylense sönük kalacak ama naçizane birkaç kelam da ben edeyim.

Bana dileklerim sorulsa kocaman bir liste çıkarabilirim.

Birçoğumuz için geçerlidir bu diye de düşünüyorum.

En başta sağlık deme nezaketini göz ardı etmeden sayarız da sayarız. Oysa babama sordum yıllar önce, aldığım cevap: “ Çocuklarımın sağlığı ve istikballeri .” demişti kısa ve öz.

Bu kadar…”Başka yok mu?” dedim.”

Hayır,sadece sizin, kendinizi güvende hissedebileceğiniz geleceğinizi kurmanıza, maddi- manevi destek olmak yavrum.” dedi.

Çok şaşırdım. Ne garip, hiç kendisi için hayalleri yokmuş diye de düşünmüştüm.

Oysa ki sormamız gerekmez mi onlara biz olmasaydık hayalleri neler olurdu?

Benim için aile her şey fakat konu baba olunca daha da farklı…Tıpkı bir çınar gibi…

O çınarın gölgesinden çıktığında başına geçen güneşle daha da fark edersin onun büyük desteğinin eksikliğini.

Çünkü her adına“baba” denilenlerden değil; bu sevginin, desteğin hakkını verenlerdendir benim babam.

Yanımda, yakınımda olduğunu hissettiğim anlar benim için her şeye değer ve yeter.

Senin yanında olmak benim için bir dünyadır. Aramızda kilometreler olsa dahi varlığın yeter.

Yaş geçtikçe daha bir benzedim babama daha çok anmaya başladım ve daha iyi anladım. Ben de düşünüyorum şimdi evlat bambaşka, babamın yerine koyuyorum kendimi.

Şimdi benim de ideallerim çocuğumun geleceği…

Hep bir şeyler istediğimiz ama ne istediğini hiç sormadığımız, sadece ailesini imkanları dahilinde ayakta tutabilme mutlu edebilme gayesiyle yaşayan babalarımızın hakkı ödenmez diyor ve tüm kıymetli babalarımızın gününü kutluyorum.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI 

13 Haziran 2021-Aşı…

“ Seçmiş olduğunuz ve karar verdiğiniz şeylerin bedelini siz ödersiniz; size akıl verenler değil.”( T.S. Eliot)

Anlatacaklarım akıl, nasihat vermek kadar bile nezaket içermiyor; çok zaman,kendilerinden farklı tercihlere yönelik hakaretler içeren sözleri de barındırıyor.

Bugünlerde çok yoğun yaşadığım bir durumdan bahsedeceğim. Bize bir tercih hakkı sunuldu.

Aşı…

Yaptırmak ya da yaptırmamak sadece bize bağlı.

Olayın güzelliğine bakar mısınız? Ben aşı yaptırmayı tercih edenlerdenim.

Onca gençle burun buruna ders yapmak zorunda kalınca ve birçok badire

atlatıp ufak sıyrıklarla bugüne kadar gelmeyi başarmışken tercihime sunulan aşıyı, tedbir amaçlı, yaptırmaktan yana kullandım.

Çok huzurluyum.

Daha rahatım.

Ben de etkisi bu oldu.

Amma velakin sunulan tercihi , kendilerince taşıdıkları birtakım endişe ya da her neyse sebeplerden ötürü, aşı yaptırmaktan yana kullanmayan kimseler benim size duyduğum saygıyı, neden aşı yaptıran bana duymuyorsunuz?

Saygı duymadın hadi, sosyal medyada vb. yerlerde hakaret edercesine paylaşımlarda bulunma bari.

Ne hakkın var? Aramızda sadece tercih farkı var. Beni bu kadar çok sevme!

Kaldıramıyorum. Benim için bu kadar endişelenip korkma. Ben senin için korkmuyor ve endişelenmiyorum.

Çünkü hür iradenle verdiğin kararı uyguluyorsun.

Bırak herkes senin gibi hür iradesiyle, inandığı, güvendiği kararlarını uygulasın.

Ben çok iyiyim.

Temennim, sen de kararlarından en az benim kadar emin ol.

Huzurlu ol; sağlıklı ve iyi ol.

***

21 Nisan 2021 KULÜBE

Bir adam, tek varlığı kulübesinde oturuyormuş.

Kulübesi eski olduğu için kulübenin duvarlarından sık sık alçılar, parçalar dökülüyor, düşüyormuş.

Adam,her düşen parça yerine bir avuç çamur alıp dökülen yere yapıştırıyormuş.

Sonunda ev çamur yığını haline gelmiş ve çökmüş.

Adamcağız: “ Ne vefasız evmiş; yıllardır içinde oturdum da çökeceğini bile haber vermedi.” diye söylenmiş.

Bunun üzerine ev dile gelerek şöyle demiş:

“Aslında haber vermek istedim. Uyarmak için ağzımı her açtığımda ağzımı bir avuç çamurla tıkadın, konuşmama izin vermedin.” demiş.

Benzeri bir yaklaşımla, ömür binamızın her gün harap olmaya doğru gittiğini söyleyebiliriz.

Aslında ağrıyan dişler, puslu görmeye başlayan gözler, bedeni taşımakta zorlanan dizler;

bakımını ihmal ettiğimiz, ötelediğimiz bedenimizin bize verdiği mühim mesajlardır.

Günlük koşuşturmaca içinde, ta ki yüreklerine değen ve onları tepetaklak eden bir şeyler yaşayana kadar bu küçük, sessiz

mesajları dikkate alıp değerlendiremeyen biri için, hiçbiri bir anlam ifade etmiyor.

Oysa bedenin, minik serzenişlerini; geçici çözümlerle üstüne bir tül çekmek yerine, zamanında dikkate alıp,

gerekeni yapsak sorun büyümeyecek.

Çünkü zihnimizin ve dilimizin söyleyemediğini bedenlerimiz zaten söyler.

Bu söylenenlere kulak verip, alacağımız önlemdir, farkına varmadan geçen ömürde

“ Yeniden dünyaya gelsem, saniyelerin nabzını tutardım.”

dedirtmeyecek olan.

***

 

 

11 Nisan 2021-Kapalı Çarşı

En büyük zevklerimdendir, küçük bir sırt çantasıyla, Ulu Cami, Kozahan ve Kapalı Çarşı’yı gezmek.

Maksadım, ihtiyaç gidermek, alış-veriş yapmak değil. Yürürüm, fotoğraf çekerim, şehrin sesini ve

kendimi dinler, ruhumu güneşlendiririm.

Etrafta, çeşit çeşit bilmediğim hayatlar barındıran insanlarınkoşuşturmalarını izlemek, tarih kokan mekanları dolaşmak, gözlem yaparken düşündürür de beni.

Dinlenmek maksadıyla en fazla Kozahan’da bir çay ya da kahve molası kafi gelir.

Bir yıla kadar haftada bir kez yapardım bu terapi gezisini.Şehrin en özel ve güzel yerlerindendir bence.

Uzun bir aradan sonra birkaç gün önce yine özlem dolu duygularımla gittim.Bu kadar uzun arayı verme sebebim, ülke ve dünyayı saran illet kriz.

Ah…o ne büyük bir hayal kırıklığı…

Meğer bulunduğum çevrede anlatılanları, medya haberleriyleah vah edip durduğum durumun, ta kendisini, bizzat gördüm. İn- cin top oynuyor.Ben gibi birkaç insan ve yüzü hüzün ve çaresizlik dolu esnaftan ibaret, şehrin bir zamanlar iğne atsan yere düşmez mekanı.

Öyle bir çaresizlik ki “tok satıcı” dediğimiz esnafın dahi zorla yüzüne yerleştirmeye çalıştığı gülümsemeyle aslında, “ alış-veriş yapın” yakarışını, gözleriyle ve tavırlarıyla söylediğini açıkça hissedebildim.

“ Buyrun” diye alışveriş davetlerinde yatan, “satacağım malı belki yarın yerine koyabilme çabası ve umudu bir süre daha beni ayakta tutar.” deyişini duydum. Su satın aldığım yer bunu daha net bir ifade kullanarak :

“ Kazanalım hanımefendi, suyu size uzatan delikanlıya umut olun;netice de kazanamayınca onlara da bir şey veremiyorum.

Eğer tedirgin oluyorsanız, bakın temiz işyapıyoruz, paket hazırlayalım size de siftah yapsın işletmemiz.” dedi.Güven verme çabasındaydı.

Siftahtan bahsettiği saat tam 15:20 idi. Belki faturasını, belki kirasını, belki sayısını ondan üçe indirmek zorunda kaldığı çalışanının ücretini… Açılan onca açığa bir yama umudu…

Uzun zamandır büyük keyif aldığım ve uzak kaldığım gezimden o andan itibaren büyük eza duydum.

Birçok yer kapanmıştı.

Keşke bunlar gerçek olmasaydı da “Esnaf kan ağlıyor” a şahit olmasaydım.Sadece onlar mı? Medet umdukları, gelip geçen insanlar da aynı durumda.

Bunun da iki taraflı,farkındalar.

İnsanlar çaresizlikle günü kurtarmaya çalışıyor. Şehrin en kalabalık, en işlek mekanlarından olan, bir zamanlar bayram coşkusu yaşar gibi yüzü heves ve sevinçle kaplı insanlarla dolu olan Kapalı Çarşı, şimdi taziye için vazifesini yapıp da çekilip gitmiş insanların bıraktığı hüzün evine dönmüştü.

Dilencilerin üslubu bile değişmiş. Para değil, “bir parça ekmek ve su” dileniyorlar artık. Ve bu hakikat.

Nasıl toparlanır bu vaziyet? Kaç seneye mal olur? Şu durumda neye uğradıklarını şaşırmış, yarınını

göremeyen evlatlarımızın işi çok zor.

Malum, salgın hastalık seyrinden dolayı eğitimin bile istikrarlı bir düzeni yok artık.Haftalık değişen programlarla süreç, yarım-yamalak tamamlanabilme gayretinde.

İşinin hakkını veren öğrenciler, yaşadıkları şu düzensiz süreçte kaygılarını misli misli yaşıyorlar.

Kafalarındaki bu çalkantıları toparlamaları…(??? ) Bazı durumlarda, yanılmayı çok arzu ederim ki bu

da onlardan biri.

Yarının ne getirecek beklentisine ve kaygısına kapılmak çok zor. Ne kadar huzurluymuşuz şu yaşadıklarımızdan önce demek de yürek burkuyor.

Sil baştan her şeyi toparlama gayreti, durumdan dolayı bozulan psikolojileri sağlığına kavuşturmak da bir o kadar zor.

***

04 NİSAN 2021 – Bİ’ KAHVE..?

Kendimi değerli hissettiğim zamanlarda kalkar bir kahve yaparım kendime. Öyle acele de etmem üstelik.

İlk etapta kahve ile suyu karıştırıp, sonra oluşumu esnasında cezve, ateş ve karışımın işine müdahale etmeden,

kısık ateşte, soğuk suyla yavaş yavaş köpüğün kabarmasını ve “ben tamamım” dercesine yükselmesini beklerim.

Asla zirvedeyken çökmesine müsaade etmeden kapatırım ocağı.

Zirvedeykendir kahvenin lezzet oluşumu.

Zirvedir kahveyi kahve yapan.

Bu lezzettir insana keyif veren.

Bu bekleme esnasında, kendisini keyifle izlemek bana, kendimi dinleme fırsatını da verir.

Hayatımı, tıpkı kahve gibi olgunlaşma evremi düşünürüm.

Dışarıdan müdahalesiz, özgürce,baskı, dayatma olmadan ya da yalandan pohpohlamalara maruz kalıp

sahte değer kazanmadan olgunlaşmamı.

Ömrümün son nefesine kadar bu şekilde özgür, rahat, korkusuz öğrenmeyi ve kendimi bulmayı hayal ederim.

Kendi isteğim ve ihtiyacım kadar destek alıp,fazlasını benim gibi ihtiyacı olanlara bırakmayı.

Hayatıma aldıklarıma, olduğum kadar, bir şeyler katmayı, huzur ve destek vermeyi isterim.

Sonra özenle, kaşık kaşık köpüğü koyarım fincanıma.

Her kaşıkta hayatıma yeni, güzel ve faydalı şeyler ekliyormuş gibi düşünürüm.

Bir kez daha kaynayıp, huzur veren kokusunu duyduğum zaman dökerim cezvede kalan kahveyi köpüğün üzerine.

Önemlidir kahve, özeldir.

Bardak bardak içemezsin mesela.

Az ve öz içersin, damağında bıraktığı tat ve aldığın keyif çok büyüktür oysa.

Hayatta böyle değil midir?

Ne kadar uzun yaşarsan yaşa, biraz durup düşündüğünde aklımızda, yüreğimizde;güzel, yaşanmaya değer, enfes tatlar bırakan küçük anılardan ibarettir.

Kendinizi özel ve önemli hissetmeyi asla unutmayın…

Bi’ kahve…?

***

25 Mart 2021 – KADIN DEDİĞİN…

Kadın dediğin mert olmalı; kadın dediğin cesur olmalı. Ayakları üzerinde durabilecek ve kendini koruyabilecek güce sahip olmalı. Korkak, ürkek olmamalı; kişiliğini, kimliğini,nereden geldiğini gizlememeli kadın dediğin.

Girdiği her ortama ve topluma özgüveni ile girmeli. Yüreğini korkusuzca, yeri geldiğinde,çelik kalkan gibi kullanabilmeli. Kadın dediğin tuttuğunu koparmalı; neyi, niçin istediğini iyi düşünüp almalı.

Almalı da ayakkabı alır gibi almamalı…

Her üşüyorum diyenin yorganı olmamalı. Her boğuluyorum diyenin can yeleği olmamalı.

Her kapısını çalana, kapıları ardına kadar açmamalı. Kadın dediğin, onu yaşama bağlayan kalbini, en özel kıymetini, hayır kurumu gibi parça parça dağıtmamalı.

Tabii kendisi de sevgiye acıktığını hissettiğinde, her tencereye kepçe sallamamalı.

Biz kadınlar biliyoruz da şu şartlarda, yaradılışımızdaki insan olma hakkını reddeden şu alemde bile…

Gelgelelim sizlere…

Kadın dediğine, ikinci sınıf muamele ( hatta bilmem kaç davara, bilmem ne kadar paraya satılanları da dahil edersek üçüncü sınıfa da girebilir.) edilmemeli.

Çünkü kadın, seninle aynı değerden, cevherden yaratılmıştır. Kadın dediğine, toplumda cinsel obje olarak bakılmamalı.

Kadın dediğin, toplumdan soyutlanmamalı. Kadın dediğin yarım ya da eksik akıllı gibi yanlış yargılarla aşağılanmamalı. Kadın dediğin evinde, işinde hatta sokak ortasında hatta evladı ya da evlatları önünde tartaklanmamalı, zulme uğramamalı.

Kadın dediğin yaşadıkları ya da çevresinde gördüğü şiddetten ürkerek, kadın olduğundan utandırılmamalı.

Kadın dediğin annedir; seni dünyaya getiren, yetiştirendir. Kadın dediğin kardeştir, kadın dediğin evlattır, kadın dediğin seni çok seven, dünyalar kadar değer verendir.

Kadın dediğin hayat arkadaşın, yoldaşın; sevgilin- yârindir. Kadın dediğin bazen çok yakın bir dost, bazen en iyi arkadaştır. Kadın dediğin düzendir. Kadın dediğin akıldır. Kadın sükûnetin, huzurundur.

Bunları bulamadıysan eğer, kusur, o insanın kadın olmasından değil; kişiliğinden, karakterindendir.

Ezcümle, kadın dediğin

“insanlığın anahtarı”dır.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site by Uzman Tescil